|
TÜRK ECZACILARI BİRLİĞİ 36. DÖNEM MERKEZ HEYETİ ECZACI-ECZACI ORTAKLIĞI HAKKINDA BİLGİ NOTU
GİRİŞ: Türk Eczacıları Birliği, 6197 sayılı Yasa’nın değiştirilmesi ve çağın gereklerine uygun hale getirilmesi konusunu çok uzun bir zamandır her türlü platformda dile getirmektedir. Yasanın temel olarak yılda 14 eczacılık fakültesinden eczacı sıfatıyla mezun olanların ortalama 1000 yeni eczane açması, bunun doğurduğu mesleki, etik, ekonomik sorunlara çözüm bulacak şekilde yeniden düzenlenmesi beklenmektedir. Bu konu ile ilgili olarak alınabilecek diğer önlemler dışında (hastanelerde yatak sayısı başına eczacı istihdamı, kamuda çalışan eczacıların özlük haklarının iyileştirilmesi gibi) 6197 sayılı yasa taslağına ilişkin görüşlerimiz istendiği durumlarda şu üç öneri dile getirilmiştir: • Yardımcı eczacılık sistemi (65 yaş üstünde ve mezuniyetten sonra bir yıl) • Ciroya göre yardımcı (ikinci) eczacı çalıştırma • Eczanelerin nüfus ve mesafeye göre sınırlandırılması TEMEL YAKLAŞIM Türk Eczacıları Birliği’nin eczane sahipliği modelinde bir adaptasyon olarak kurgulanan yardımcı eczacılık önerisine karşın, yeni yasa taslağında bu modelin eczacı-eczacı ortaklığı şeklinde değiştirilmek istendiği görülmektedir. Bu iki model önerisi arasında çok ciddi farklar vardır. Aşağıda, bu temel farklar maddeler halinde sıralanmaktadır. TESPİTLERİMİZ 1) Türkiye’de açılan serbest eczane sayısı günden güne artmakta, buna koşut olarak, cirosu düşük eczane sayısı da artmaktadır. Eczacı-eczacı ortaklığı modeli, pratik olarak ciroları düşük eczanelerin bir araya gelmesi sonucunu doğuracaktır. Ancak, Türk Eczacıları Birliği’nin yaptığı araştırma sonuçlarına göre (2007), eczanelerin cirosunun düşük olmasının nedeni sermaye eksikliği değil, esas olarak eczane işletmeciliğinden doğan problemlerdir. Bu sorunu çözdüğü varsayılsa bile, bu sistem, temel olarak hasta sağlığını değil, ekonomik rasyonaliteyi merkeze almaktadır. Eczanede ciroya göre eczacı çalışma yükümlülüğü ise, temel olarak cirosu artmış olan bir eczanenin hasta girişinin de fazla olduğu ve eczacının bu hastalarla danışmanlık yapacak kadar ilgilenemeyeceği, bu nedenle de eczanede başka bir eczacının daha bulunması mantığına dayanmaktadır. Yüksek cirolu eczane sahiplerinin eczane-eczane ortaklığına girmesi için bir neden yoktur. Aynı biçimde, düşük cirolu iki eczanenin birleşmesi de ekonomik olarak rasyonel görünmemektedir. Eczacı-eczacı ortaklığı ancak yeni mezun olan eczacıların kendilerine ait eczaneleri açmak için sermaye biriktirene kadar giriştikleri bir ticari ortaklık olacaktır. Bunun da varolan ve zaten fazla olan eczane sayısında dilendiği biçimde bir kısıtlama getirmeyeceği görülmelidir. 3) 6197 sayılı Yasa taslağında eczane başına düşen nüfusun 2.500’e indirilmiş olması, eczacı-eczacı ortaklığı gibi eczane sayısını sınırlamayan bir öneri ile birleştiğinde, eczane sayısında kısıtlama getirilmesi neredeyse imkansız hale gelmektedir. Türkiye’de 2008 yılı itibariyle 3250 kişiye bir eczane düşmektedir. Yıllık ortalama 800 eczanenin açılıp, 100 eczanenin kapandığı hesaplandığında, 2015 yılında (tahmini nüfus 80.524.000) mevcut sayıya ortalama 5600 eczacı daha eklenecek ve 2.748 kişiye bir eczacı düşecektir. Ülkemizde eczane sayısındaki artış bu şekilde doğrusal biçimde devam ederse, 2.500 kişiye bir eczacının düşeceği tarih, 2020 olarak hesaplanmaktadır. Eczacı-eczacı ortaklığı önerisi bu doğrusal eğride küçük bir sapma dışında bir anlam ifade etmeyecek, dolayısıyla eczane sayısındaki sınırlama sorunu, 2020 yılına kadar ötelenmiş olacaktır. Türk Eczacıları Birliği verilerine göre (2008), bu uygulama, ancak Türkiye’deki toplam 923 ilçeden sadece sekiz tanesinde daha fazla eczane açılmaması anlamına gelecek, bazı ilçelerde ise gerçek anlamda 2050 yılına kadar herhangi bir kısıtlama konulmamış olacaktır. Eczane sayısının sınırlandırılması bir ihtiyaç olarak görülüyorsa, mutlaka eczacı başına düşen nüfus kriterinin artırılması gerekmekte, eczane sahipliği modelindeki ciroya göre eczacı çalıştırma şeklinde bir adaptasyonun, eczacı-eczacı ortaklığından çok daha radikal bir önlem olacağı bilinmelidir. 4) Eczacı-eczacı ortaklığı modelinin hukuki olarak da ciddi sorunlar ve değişiklikler getireceği bilinmelidir. 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun’un 1 inci maddesinde eczacılık; “eczane, ecza deposu, ecza dolabı, galenik, tıbbi ve ispençiyari mevat ve müstahzarat laboratuvarı veya imalathanesi gibi müesseseler açmak ve işletmek veya tıbbi ve ispençiyari müstahzarat ihzar veya imal etmek veyahut bu kabil resmi veya hususi müesseselerde mesul müdürlük yapmaktır” şeklinde tanımlanmıştır. Söz konusu kanunun ruhu, bir tek eczacının bireysel sermayesi ile tek bir eczaneye sahip olması, varlığını bu eczanede sürdürdüğü sürece, birinci basamak sağlık elemanı olarak kamu hizmeti vermesidir. Bu sosyal eczacılık modeli, eczacı-eczacı ortaklığı ile kaçınılmaz olarak bozulacaktır. Şirketleşmeye dayalı olan eczacı-eczacı ortaklığı ile, sermayenin genel, tarihsel eğilimleri çerçevesinde küçük işletmeleri yok edecek şekilde birleşme gündeme gelebilecektir. 5) Eczacı-eczacı ortaklığının hayata geçirilebilmesi için çok ciddi ve köklü mevzuat değişikliklerine ihtiyaç duyulacağı, bu geçiş sürecinin ise büyük bir karmaşaya neden olacağı açıktır. Bu anlamda, 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun’un yanı sıra Eczane ve Eczane Hizmetleri Hakkında Yönetmelik’te de köklü değişiklikler gerekecek, hatta eczacı ortaklığı hakkında özel bir yönetmelik çıkartılması gerekebilecektir. Eczacılık mevzuatında yapılması düşünülen, son günlerde sağlık sisteminde ve beraberinde mevzuatında yapılan, ön hazırlığı dahi olmayan köklü değişikliklere paralel, günümüz ihtiyaçlarına ve çağdaş eczacılık uygulamalarına cevap verebilecek bir kanunlaştırma girişimi dahi sonuçlandırılamazken, bu denli büyük ve köklü mevzuat değişikliğinin kısa vadede sağlıklı bir şekilde sonuçlandırılması mümkün görünmemektedir. Mevzuatımızdaki yasal düzenlemeler ışığı altında, eczacı ortaklığının hayata geçirilmesi için cevap bulunması gereken çok ciddi sorular bulunmaktadır. Eczacı-eczacı ortaklığının hayata geçirilebilmesi için bu ortaklığın bir tüzel kişiliğinin olması gerekmektedir. Buna göre vergi, ticaret, medeni ve borçlar hukuku mevzuatından kaynaklanan bir takım sorumlulukların ve buna bağlı olarak çözüm bulunması gereken sorunların doğacağı açıktır. Buna göre; a. Vergi mükellefliği açısından nasıl bir prosedür izleneceği belirsizdir. Ortaklığın bir tüzel kişiliği bulunması nedeniyle vergi mevzuatımız açısından vergi mükellefi olması gerekecek, bir vergi numarası olacak ve şirketlerin tutmak zorunda oldukları ticaret defterlerini tutmaları gerekecektir. Bunun yanı sıra eczacılık mesleğini icra eden kişilerde vergi mükellefiyetine tabi olduklarından her ortak ayrıca elde ettikleri safi kazançtan kendi beyannamesini vermek zorunda kalacaktır. Bu durum beraberinde bir takım dezavantajları beraberinde getirecektir. Bununla birlikte ortaya çıkacak tüzel kişilik bir sermaye şirketi olmayacaktır ve sermaye şirketlerinin sahip olduğu avantajlardan faydalanamayacaktır. Bu durumda eczacı ortaklığı bürokrasiyi ve işlem yükünü arttırırken, pratikte eczacıya bir fayda sağlamayacaktır. b. Eczacı ortaklığı modelinde ortakların paylarının ne şekilde belirleneceği ve tesis edileceği bir başka çözüm bekleyen problemdir. Ortaklıkta pay oranı yüksek olan ortağın diğer ortak/ortaklar üzerinde mevcut oransal farkı bir baskı ve karar verme erki haline getirmesinin önüne ne suretle geçilebileceği bilinmemektedir. Pay oranı büyük eczacının, yönetici ortak olarak hatalı veya hukuka aykırı alacağı kararların diğer ortakları da bağlayıcı olacağı, buna bağlı olarak mesleki ve hukuki sorumluluk altına sokacağı düşünüldüğünde, mevzuat değişiklikleri ile çözüm bulunması çok zor görünen bir başka öngörülebilir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. c. Eczane ortaklarından herhangi biri tarafından gerçekleştirilebilecek olan bir suçtan ortaklığın ve tüm ortakların doğrudan hukuki, cezai ve mesleki sorumluluk altına girebileceği gerçeği bir başka sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin ortakların herhangi birinin eczacılık mesleğini ifa etme yetkisini ortadan kaldıran veya sınırlayan bir ceza alması durumunda ortaklık doğrudan etkilenecektir. Ortaklardan birinin veya istihdam edilenlerin işlediği bir suçtan dolayı disiplin prosedürünün işletilmesi durumunda, ortaklığın yöneticisi/yöneticilerinin, denetimi sağlayanların, tüm ortakların aynı suçtan ceza almaları gündeme gelebilecek, bunun nihayetinde mesleki suç oranları artabilecek ve mesleki kurallara uymuş olmasına rağmen suçsuz eczacıların cezalandırılması gündeme gelebilecektir. Ya da suçsuz olan eczacıyı korumaya yönelik bir yasal düzenleme, ortaklık yapısı değiştirilerek işlenen bir suçun cezalandırılmaması olasılığını açığa çıkartabilecektir. d. Eczacılar Kurumlarla her yıl sözleşmeler yapmakta ve bunun sonucu olarak eczacılara bir takım ödev ve sorumluluklar yüklenmektedir. Örneğin sözleşme feshini gerektirecek bir fiilin ortaklardan biri tarafından işlenmesi sonucunda eczacı ortaklığının sözleşmelerinin kurumlar tarafından feshi gündeme gelebilecek, bunun sonucu olarak bir fiilden birden fazla eczacının cezalandırılması ve ekonomik olarak büyük kayba uğraması söz konusu olabilecektir. Ayrıca buna benzer bir durumun gerçekleşmesi halinde en büyük gelir kaynağı kurum sözleşmeleri olan eczanelerin kapanması bu anlamda ortaklığın sona ermesi, feshi, infisahı gerçekleşebilecektir. Bu durum aynı anda işsiz kalan birden fazla eczacı olacağı gerçeğini ortaya çıkaracaktır. Yine, ortaklık yapısında yapılacak bir değişiklik, eczacının sözleşmesi fesh olduğu halde ilaç hizmeti vermeye devam etmesini sağlayabilecektir. e. Eczacı/eczacı ortaklığı modelinin hayata geçirilmesinin beraberinde getireceği işlemsel ve bürokratik külfeti şu şekilde sıralamak mümkündür; ortakların ortaklık sözleşmesi ve ana sözleşme yapması gerekecektir. Herşeyden önce, ortaklar arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların ne şekilde çözümleneceği belirsizdir. Ortaklığın yönetilmesi ve temsili konularının belirsizliği, bu konularda birçok resmi ve bürokratik işlem tesis edilmesi zorunluluğu, ortaklıktan çıkma ve çıkarılma, ortaklık paylarının devri, ortaklık paylarının mirasçılara kalması durumlarının yaratacağı hukuksal belirsizlik ve bunun giderilmesine yönelik olarak hukuki yollara başvurulduğunda mahkemelerin alacağı kararların eczacı-eczacı ortaklığı modelini nasıl dönüştüreceği, kaygı duyulması gereken temel noktalardan bir tanesidir. Şöyle ki, hukuki başvuruların sonucunda idari ve uzmanlık mahkemelerin alacağı kararların yaratacağı içtihat, ya da Ticaret veya başka bir kanunda yapılacak değişiklik, bu modelin ucu ne kadar kapatılırsa kapatılsın, başka bir yöne evrilmesine neden olabilecektir. Örneğin, borçlar hukukuna göre ticaret mahkemelerinin alacağı bir kararın bir bankanın eczane işletmesine el koyması sonucunu doğurmayacağının garantisi yoktur. 6) Eczacılık, sermayeyi temel alan ticari bir faaliyet değil, niteliği gereği kamusal olan bir mesleki faaliyettir. Ticari işletmelerde sermaye, süreklilik ve kar etmek ana prensipleri oluştururken eczacılıkta bu prensiplerin yerini, mesleki bilgi birikimi, verilen hizmetin niteliği gereği kamu menfaati almaktadır. Bu nedenle eczacı ortaklığının sürekliliğinin sağlanması ulaşılması zor bir hedef olarak görülmektedir. Ülkemizde eczacılık mesleği ve hizmetiyle niteliksel olarak benzerlikler gösteren ve bu uygulamayı hayata geçirmeye çalışmış avukatların 4-5 yıllık bir sürecin sonunda beklenilen hedeflere ve başarıya ulaşamadıkları gözlenmektedir. Örneğin Ankara Barosu’na bağlı yaklaşık 9000 avukat olmasına rağmen avukatlık ortaklıklarının sayısı bir elin parmaklarını geçmemektedir. SONUÇ 6197 sayılı Yasa Taslağı, eczacı-eczacı ortaklığı ve 2500 kişiye bir eczane düşmesi gibi değişiklikler ile, - Kısa ve orta vadede eczane sayısının sınırlandırılması ihtiyacımızı karşılamamakta, hatta bazı ilçelerimizde bu ihtiyacı 2050 yılına kadar öteleyen, - Hasta sağlığını değil, ekonomik rasyoneliteyi temel alan bir yaklaşım sunan, - Hukuki düzlemde bir kaos yaratma olasılığı yüksek, başka kanunların değişmesi ya da içtihat sonucu istenmeyen model değişikliklerinin gündeme gelmesini olası kılabilecek, - Küçük sermayeli eczaneleri sistem dışına atma potansiyeline sahip, - Eczacıların işlemedikleri suçtan dolayı hukuki ve ekonomik olarak cezalandırılmasını ya da tersini mümkün kılan, - Bürokratik işlemlerin getirdiği yükü artıran bir model önerisidir. Eczacı-eczacı ortaklığı, eczanenin kamusal hizmet veren birinci basamak sağlık birimleri olduğu gerçeğinden değil, ekonomik rasyoneliteden hareket ettiği için, Avrupa modelinde olduğu gibi, kademeli olarak eczacıların çoklu ortak olması, giderek eczacıların çoğunluk hissesine sahip olduğu şirketlerin kurulması ve son olarak eczanelerin ve eczacıların piyasanın insafına bırakıldığı zincir eczane modeline yakınlaşmaktadır. TÜRK ECZACILARI BİRLİĞİ MERKEZ HEYETİ Kaynak / Teb Web Sitesi 18.11.2008 |